Storytelling Nedir? Tasarım ve Geliştirme Süreçlerine Ne gibi Bir Katkı Sağlar?

 

Storytelling bir sanattır. Süreç, yöntem veya teknik değildir. Bu sanat; yaratıcılık, vizyon, beceri ve ciddi bir pratik gerektirir. Storytelling  (Hikaye Anlatımı), bir dersten sonra tek oturuşta kavrayabileceğiniz bir şey değildir. Bu bir deneme-yanılma sürecidir.

 

Storytelling, bir izleyici kitlesiyle etkileşim kurmanın en eski ve en iyi yollarından biridir. Ayrıca iyi bir nedenden dolayı hikayeler insanlara gerçeklerden çok daha fazlasını aktarır. Araştırmalar, hikayelerin insanların empati kurmasına ve bilgiyle duygusal olarak bağlantı kurmasına yardımcı olduğunu gösterir. Yani bir şey anlatı biçiminde sunulduğunda onu özümseme olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bunun nedenini, ‘anlatıların beynin belirli kısımlarını harekete geçirerek dinleyicinin kendi deneyimleriyle bağlantı kurmasına izin verirken hatırlayabilme güçlerini artırması’ olarak özetleyebiliriz.

 

Storytelling için temel kural “göster, ama söyleme” mottosudur. Pazarlamacılar, bir ürün veya hizmetin insanların yaşamlarını nasıl zenginleştireceğini gösteren hikayeler oluşturmayı amaçladıkları için bunu iyi bilirler. İnsanlar sadece ürün satın almadıklarını, ürünün daha iyi modelini satın aldıklarını düşünürler. Bu da bir ürünün hayatlarını ve kendi anlatılarını nasıl şekillendireceğini bilmek istedikleri bir durumu gösterir.

 

Ürün tasarım ve geliştirme ekipleri de bu temel kavramı içselleştirmekten faydalanabilirler. Hikayeler, farklı görevlerdeki ekipleri paylaşılan bir vizyon etrafında birleştirdiğinden, aynı zamanda neyin neden yaratıldığı konusunda kolektif bir anlayışı teşvik eder. Basitçe ifade etmek gerekirse, bir hikaye, tüm ürün geliştirme yaşam döngüsü boyunca doğru şeyin oluşturulmasını sağlamak için ortak bir iş parçacığı görevi görür.

 

Araştırma ve Strateji

 

Veriler ve analizler, olmuş olanlarla ilgili hikayenin bir bölümünü anlatır. Ancak kullanıcıları dinlemek ve toplumsal araştırma gibi bunun neden dolayı olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir. Hepsini bir anlatı yapısına koymak, durumu daha iyi anlamamıza ve ardından bir çözüm bulmamıza yardımcı olur.

 

Prototipler ve personalar, her hikayenin doruk noktası, ürününüzün çözmeyi önerdiği acı noktasında oturarak kahramanlar ve yardımcı karakterler haline gelirler. Bu engeli aşmada onları nasıl daha iyi hale getirebilirsiniz?

 

Anlatıya odaklı bir hikaye yapısı, kullanıcı davranışıyla ilgili varsayımları, kullanıcı merkezli çerçeve tasarım çözümlerini ve benzersiz değer teklifinizi tanımlamaya yardımcı olur.

 

Tasarım ve Kullanıcı Deneyimi (UX)

 

Tutarlı bir hikaye, empatiden düşünceye geçişi kolaylaştırmaya yardımcı olur. Bir kullanıcının yolculuğunun haritasını çıkararak, amaçlanan bir deneyim planını olay örgüsüne göre planlayabilirsiniz. Kural olarak, kullanıcı akışına kendi bağlamı içinde bakmak, tutarlı ve değerlere dayalı bir UX stratejisini destekler.

 

Kullanıcı akışı, kullanıcıların görevleri gerçekleştirme sırasına göre gidilirse; “nasıl”, kullanıcıların görevleri gerçekleştirme olasılığının bulunduğu alandır. Daha sonra ise “nerede” ve “ne zaman” soruları akışa aşlik eder. Deneyimi bir hikaye olarak düşünmek, tasarım ve zamanlama hakkında kararlar almak adına tutarlı bir sistem oluşturmaya yardımcı olur.

 

Peki, Neden Hikayeler Anlatmaya İhtiyaç Duyarız?

 

Bu başlıkta, hikaye anlatımının çıkış noktasına ve insanlığın buna neden ihtiyaç duyduğu ile ilgili köklere doğru bir iniş gerçekleştirelim.

 

Hikayeler anlatmanın çeşitli nedenleri vardır. Satmak, eğlendirmek, eğitmek, övünmek, vb. Hikayelerin bilgi paylaşma, açıklama ve satış yapabilme açısından çok iyi bir yol olduğunu düşünelim;

 

Hikayeler soyut kavramları sağlamlaştırır ve karmaşık mesajları basitleştirir.

 

Yeni bir fikri anlamaya çalışırken herkes biraz kafa karışıklığı yaşamıştır. Hikayeler bunun etrafında ilerlenebilecek bir yol sağlar. Hikayelerin bir kavramı daha iyi anlamamıza yardımcı olduğu zamanları düşündüğümüzde, belki bir öğretmenin bir matematik problemini açıklamak için gerçek hayattan bir örnek kullandığını hatırlarız, belki de işimiz için aldığımız herhangi bir eğitimde konuşmacı karmaşık verileri aktarmak için bir vaka çalışması kullandı. Kim bilir hangisine denk geldik?

 

Hikayeler insanları bir araya getirir.

 

Hikayelerin dili evrenseldir. Hepimiz kahramanların, güçsüzlerin veya kalp kırıklığının hikayesini anlama kapasitesine sahibiz. Hepimiz duyguları işleyerek onları hissettiğimiz ana uygun olarak sevinç, umut, umutsuzluk ve öfke gibi duygularla paylaşabiliriz. Bir hikâyede paylaşmak, en farklı insanlara bile bir ortaklık ve topluluk duygusu vermeye neden olur. Çok sayıda şeyin bölünmüş olduğu bir dünyada, hikayeler insanları bir araya getirir ve bir topluluk duygusu yaratır.

 

Hikayeler ilham verir ve motive eder.

 

Hikayeler bizi insan yapar ve aynı şey markalar için de geçerlidir. Markalar şeffaf ve özgün hale geldiğinde, onları yeryüzüne indirir ve tüketicilerin kendileriyle ve arkalarındaki insanlarla bağlantı kurmasına yardımcı olur.

 

Storytelling bir sanattır. Aynı zamanda hem işiniz hem çevreniz ve hem de birlikte çalıştığınız insanlar için üzerinde uzmanlaşmaya değer bir süreçtir. Hikayeler insanları bir araya getirir, harekete geçirir ve onlara ilham verir.